Ana içeriğe atla

Yaşam neymiş?


 'Şerefle bitirilmesi gereken en asil görev hayattır.

Bir lokma ekmek için, şerefini çiğnetmeye... bir anlık eğlence için, servetini tüketmeye... bir zamanlık mevki için, el ayak öpmeye, insanları ezip geçmeye... günlük menfaatler için, onurunu terk etmeye... bir kısım insanlara kızıp, tüm insanlara düşman olmaya değmez bu hayat.'

Demiş Can Yücel 

Her yaşta tamam çözdüm dediğim ama her geçen yıl bir geriye bakıp kendime güldüğüm, zaman zaman uyandığım, her yaşadığım an bir önce yaşadıklarımı yalanlarcasına geçen, geriye bakınca özlenen, 30 küsür yaş itibari ile hala çözemediğim yaşadığım şey.

En kalın ipliği vermişler elimize, en ince iğne deliğinden geçirelim diye. Yaşamak buymuş.

A. Karaçay 




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Kendime not

  Perspektifim degisti. Yaşanmış olayları farklı açılardan görmeye başladım. Yeni bir benle karşılaştım ve hoşlarına gidip gitmemesinin bir önemi yok. Bir kez o açıdan hayata bakmaya başlayınca normalin bu oluyor. İçimdeki çocuk öldü mü? Sanirim evet. Umurumda mı? sanırım hayır. Artık yeni insan keşif etmekten, sohbet etmekten, herhangi bir konu için tartışmaya girmekten, sevgi ve kabul görmek için en ufak dahi çaba göstermekten, karşı tarafın ruh halini bana yansıtmasından, birini herhangi bir konuya ikna etmeye çalışmaktan, bir insana sevgi-umut-pozitiflik aşılamaya çalışmaktan ölesiye yorgunum. Bunlardan herhangi birini yapmak zorunda kaldığım her durumdan arkama bakmadan uzaklaşıyorum. Evet artık çok kolay insan harcıyorum önceden kırmamak kendimden uzaklaştırmak için sarfettigim çabanın yerinde yeller esiyor. Sadece sevgiyle yaklaşana sevgi verebiliyorum o da biraz emin olduktan sonra hemen bile değil.. Bu yeni kendimi daha çok sevdim. Daha kararlı daha sakin daha huzurlu ve ...

Hayat

  Hayat bazen gerçekten “yok artık bu kadarı da olmaz” dedirtiyor insana. Ama sonra bir anda perdenin arkasından sızan güneş ışığını görüyoruz. Birinin annesi, dostu, sevdiği, değerlisi olduğumuzu fark ediyoruz ve içimiz ısınıyor. Bazen kendimiz gibi insanlarla memleketten kilometrelerce uzakta bir araya geliyoruz ve evde gibi hissediyoruz. İnsanlık halleri işte…minnetle, sevgiyle, aşkla içmeden de sarhoş olabiliyoruz!“ Bana bütün bunları yapmasına nasıl izin verebildim” demeyi bıraktığında, kendini suçlamaktan vazgeçip kendinle barıştığında iyileşme yolunda en büyük adımını atmış olacaksın. Hangi şart ve durumda olursan ol ilerleyebilmek için mutlak bir güven duygusuna ihtiyacın var. Yıllar içinde olumsuz tecrübelerinden kazandığın yetenekler ve altıncı hissin zihnini yönetmeye başlıyorsa sesleri dinle, algılarını aç. Kimseyi alternatif yapmadığın gibi kimsenin alternatifi olma. İnsanlara değer verirken iki kere düşün. “değer mi” diye sorduğunda kendine vereceğin sağlam cevapları...

Bazı şeyler hâlâ mümkün ama mühim değil.

  Bazı şeylerin hala mümkün , lakin mühim değil... nerde okudum hatırlamıyorum... bu özet cümle bir ferahlık veriyor bana. Karnını doyurmak için yolda giden buğday yüklü bir kamyonun kasasına konan bir serçe gibi olduğumu fark ediyorum. Tam hah karnım doydu dediğim anda bir de kafayı kaldırıp bakıyorum ki tüm sevdiklerimden, yaşadığım yerden tüm çevremden çok uzaklara gitmişim. "Kimse sormadi ne kadar yorgun olduğumu. Herkes bende dinlenmek istedi." diye bir cümle etmiş Gore Vidal amca. Ne yazık ki arkadaşlıkta aşk gibi taktik meselesidir. Hani bazen elinden geleni hatta daha fazlasını yaparsın ve bunun karşılığında hep ''sen olmazsan ne yaparım, benim için çok önemlisin'' sözleri işitirsin ya, ha işte onlar tamamen kandırmaca. Her zaman sözler yerine eylemlere bakın ve kimse için kendi zamanınızdan, hayatınızdan çalmayın. Yaşar Kemal'in de dediği gibi ''insanların bir yerleri var, bir ince yerleri işte oraya değmemeli'' sizin bam telinize ...